Zayıflama – Kilo Alma, Kilo Verme

Cumartesi, Aralık 20, 2008 18:43

Eğer vücudumuza giren enerji, vücudumuzun harcadığı enerjiden daha fazla ise kilo alımı başlar (şişmanlık). Bunun tersi durumda da kişi kilo kaybeder (zayıflama). Bu çok basit bir gerçek olduğu halde (ve hemen hemen herkes tarafından bilinmesine karşı), peki neden insanlar kilo verme konusunda başarılı olamıyorlar? Bunun temellerine göz attığımızda, alışkanlıklarımızın ve psikolojik etkilerin karşımıza çıktığını görüyoruz.

Zayıflamak isteyen bir kişinin şunu hiç aklından çıkarmaması gerekiyor. İnsan vücudunu biyonükleer bir makine gibidir ve belirli bir yaştan sonra kilo almaya daha yatkındır. Kilo vermek çoğu zaman yeterli olmamakta ve verilen kilolar tekrar alınmaktadır (hatta daha fazlası). Bunun için kilo vermekten daha çok beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmeye odaklanmalıyız. Zayıflamayı, beslenme kültürü çerçevesinde ve kesinlikle uzun vadeli olarak düşünmemiz gerekmektedir. Zayıflama konusunda çevre önemli bir etkiye sahiptir. Zayıflama yöntemleri çoğu zaman çevrenin desteğiyle başarılı olabilmektedir.

Sağlıklı beslenme konusunda kendimizi bilinçlendirmemiz kadar, yaşadığımız insanların da bilinçlenmesi son derece önem taşımaktadır. İnsanların birbirlerine sağlayacağı moral destek, spordan, iş yaşamına her alanda başarıya giden yolda bize önemli avantajlar sağlar. Sigara içen birisinin yanında oturduğumuzda nasıl etkileniyorsak, devamlı olarak yemek yeme alışkanlığı olan ve bunu aşırı kalori değeri olan yiyeceklerle gerçekleştiren kişilerin yanında bulunduğumuzda da aynı şekilde olumsuz etkileşiriz.

Kültürümüzde misafire verilen değer ve misafirperverlik olarak size sunulan pasta, kek vs. çevre faktörüne güzel bir örnektir. Burada bizim payımıza düşen şey, Sağlıklı beslenme için hayır diyebilmeyi öğrenmemizdir. Şunu unutmamak gerekir ki, kilo vermekten daha önemli olan şey sağlıklı kiloya indikten sonra onu korumaktır. Önemli olan hızlı zayıflama değil kalıcı zayıflamadır. Bunu gerçekleştirmek ise sanıldığından daha zordur. Her şeyden önce bilinçli ve son derece kararlı olmak gerekmektedir.

Gene yeme alışkanlıkları incelendiğinde, aynı sigarada olduğu gibi, çoğu kişinin yeme-içme işine bir rahatlama ve psikolojik kaçış noktası olarak gördüğü gerçeği ortaya çıkmaktadır. Zamanla bu iş, bir kısır döngüye dönüşmekte, kilo alan kişi, bu kez de kendini rahatsız ve suçlu hissederek ne yazık ki, sağlık açısından hiç de yararlı olmayan diyetlere ümit bağlamaktadır.

Kilosunu korumak isteyenlerin dikkat etmesi gereken bir başka konu da, yüksek glisemik endeksli gıdalardan uzak durmakdır. Ekmek gibi yiyecekler tüketildiklerinde kan şekerimiz önce hızlı bir şekilde yükselir ve daha sonra da hızla geri düşer. Kan şekeri düşen kişi de çareyi yeniden bir şeyler yemekte bulacaktır. Bu kısır döngüden kaçınmak için, kan şekerimizi yavaş yavaş artıran lifli yiyecekler tüketmemiz doğru olacaktır.

Son olarak şunları belirtmekde fayda var. Kilo vermek istiyorsanız, her şeyden önce, kilo almanıza sebep olabilecek bir hastalığınız olup olmadığını teşhis ettirmek, imkanlar dahilinde ise bir doktora veya diyetisyenin fikrini almak doğru hareket tarzı olacaktır. Ayda 4 , maksimum 5 kilo vermenin sağlıklı zayıflama olduğunun bilincine varmak son derece önemlidir. Sağlıklı ve kalıcı kilo vermenin, ancak oluşturulacak bir yaşam tarzıyla ve bilinçle mümkün olacağı gerçeğini görmek en iyi başlangıçtır.

Sağlıklı bir yaşamın, ancak bilinçle olabileceği gerçeğinden hareketle, sizlere vitamin ve mineraller hakkında kısa ve öz bilgiler de vermek istiyoruz. Kilo vermek isteyenler içinde son derece önemli bu bilgiler, yaşamımızı sağlıklı bir biçimde sürdürebilmemiz için de büyük önem taşıyor.

Popularity: 7%

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Zone Diyeti

Pazar, Aralık 21, 2008 2:25

Fazla kilolarından şikayetçi olanlar için bir alternatif diyet daha: Zone diyeti. Beslenme uzmanı Dr. Barry Sears tarafından geliştirilen bu diyet, aç kalmadan ve sağlığınızı bozmadan zayıflatmayı amaçlıyor.

Zone’un temelinde, ‘yediğiniz yemeğin, aldığınız ilaç kadar önemli olduğu’ düşüncesi yatıyor. Yiyecekler, ensülin oranını kontrol etmeye yarayan ilaçlar olarak görülüyor. Elmanın da makarna gibi karbonhidrat olduğunu söyleyen Sears, “Vücudu kandırmak, açlık hissini bastırmak aslında çok basit, ensülini dengede tutarsanız bunu başarırsınız. Bu da vücuttaki protein, karbonhidrat, yağ dengesini sağlamakla olur” diyor.

Ana kurallar

Su en iyi dostunuzdur.

Şeker düşmanınızdır!

Avuç içi büyüklüğünde protein yiyeceksiniz, daha büyük olmayacak.

Yediğiniz her bir tabağın 3′te 2′si karbonhidrat, 3′te 1′i protein olacak.

Makarna, ekmek, pilav, patates, unlular, muz, üzüm kesinlikle yasak.

Yağ yakmak için mutlaka sınırlı da olsa yağ almak şart.
Zeytinyağı ve balıktaki yağ tercih edilmeli.

Aç kalmak kesinlikle yasak.

Uyandıktan en geç 1 saat sonra kahvaltı yapılacak

5 saat sonra ise öğle yemeği yenecek.

Öğle yemeğinden en geç 5 saat sonra akşam üstü atıştırması.

Akşam üstü atıştırmasından 3 saat sonra da hafif bir akşam yemeği.

Egzersiz çok önemli.

Zone mönüsü hazırlarken

Tabağınızı 3′e bölün.
3 eşit bölümden 2′sine karbonhidratlı yiyecekler koyun.

(Karbonhidratlı yiyecekler: Çiğ veya haşlanmış sebze, meyve. Karbonhidratı pilav ve makarnadan değil, mısır ve havuç dışındaki sebzelerden alın)
1. bölüme ise proteinleri dizin. (Proteinler: Derisi alınmış tavuk, hindi, balık, yağsız et, yumurta beyazı ve az yağlı süt ürünleri)
Bu tabağa bir miktar da doymamış yağ katarsanız bir Zone mönüsü elde etmiş olursunuz. (Zeytinyağı ve balıkyağı)

Popularity: 5%

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Çalışan Bayanlar İçin Diyet

Pazar, Aralık 21, 2008 2:46

Çalışan kadınların en büyük şikayetlerinden biri, şartlarının diyetlerde tarif edilen yiyecekleri hazırlamaya ve yemeye uygun olmayışı. Biz de bu diyetimizde onları düşünerek kolay bulunabilir yiyeceklere yer verdik.

1.GÜN
Yataktan kalkar kalmaz 1 bardak su

Sabah
1 fincan şekersiz çay
300 gr. light yoğurt
3-4 adet grissini

Öğle
1 kase sebze çorbası
4 yemek kaşığı etli sebze yemeği
300 gr. light yoğurt
1 adet meyve

Ara öğün
300 gr. light yoğurt
1 fincan şekersiz çay
Meyve (muz,çilek ve elma)

Akşam
1 kase sebze çorbası
60 gr. et (ızgara tavuk ya da kırmızı et olabilir)
300 gr. light yoğurt

Yatmadan önce
1 bardak papatya çayı
3 adet kuru mürdüm eriği (çekirdeksiz)

2.3.4.5.6. ve 7. günler
Yataktan kalkar kalmaz 1 bardak su

Kahvaltı
1 fincan şekersiz çay
İçine tahıl ya da yulaf ezmesi
eklenmiş 300 gr. light yoğurt

Öğle
1 kase sebze çorbası
300 gr. light yoğurt
İstediğiniz kadar meyve(karpuz,kavun,kivi)

Ara öğün
300 gr. light yoğurt
1 fincan şekersiz çay
İstediğiniz kadar meyve
( muz,çilek ve elma)

Akşam
Balık (ızgara,buğulama ya da fırında pişmiş)
Salata ( 1 kaşık zeytinyağı eklenmiş)
1 bardak meyve suyu ve 2 dilim kepekli ekmek

Popularity: 2%

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Yılbaşı gecesi diyeti

Pazar, Aralık 21, 2008 2:49

Yılbaşı gecesi, yeni bir yıla girmenin getirdiği heyecan ve mutlulukla yemeği ve içkiyi fazla kaçıranların, ertesi gün yediklerine dikkat etmeleri gerektiği bildirildi.

Aile hekimliği uzmanı Dr. Ender Saraç, yılbaşı gecesi çoğu insanın ya eğlence yerlerine giderek ya da evlerinde yiyip içerek yeni bir yıla girmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.

Gece boyunca fazla yemek yenilmesi veya içki tüketilmesi nedeniyle birçok insanın yeni yılın ilk gününe pek de iyi başlayamadığını ifade eden Saraç, güne baş ağrısı ve mide bulantısı gibi rahatsızlıklarla giren “yeniyılzedelere” bazı önerilerde bulundu.

Saraç, normalde daha erken yatmaya ve hafif yemeye alışkın olan kişiler için yılbaşı sabahının bir kabusa dönüşebileceğini ifade ederek, “Eğer gece alkol alındıysa, enginar hapları ve ılık ballı suyla karaciğer kuvvetlendirilebilir. Tekrar alkol alınması ise büyük bir hata olacaktır” dedi.

Karaciğer ve sindirim sisteminin dinlenmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Saraç, yeni yılın ilk gününde özellikle alkole bağlı baş ağrısından yakınanların “Çuha çiçeği yağı” hapı almalarının faydalı olacağını belirterek “Bu haplar, baş ağrısını azaltacaktır. Aslında bu haplar alkol tüketiminden sonra gece yatarken alınırsa, ertesi gün daha rahat ve baş ağrısız veya daha az bir baş ağrısıyla kalkılır” diye konuştu.

Saraç, yılbaşı gecesi alkolü, yemeği, mezeleri, tatlıyı fazla kaçıranların ertesi gün ağır yağlı ve kızartmalardan, alkolden, gereksiz kimyasal ilaçlardan, sigaradan, asitli içeceklerden, aşırı ve ağır tatlılardan kaçınması gerektiğine dikkati çekti.
Özellikle zerdeçalın, alkol alan kişilerde karaciğerden toksin atılması için oldukça yararlı olduğuna değinen Saraç,

“Eğer bir gün önce  karaciğeri hırpalayacak şekilde ağır yemek yenildiyse veya fazla
alkol tüketildiyse daha sonraki gün aralıklı olarak 2-3 kahve kaşığı toz zerdeçal, balla karıştırılıp macun gibi yutulmalı. Balla zerdeçal karışımı, karaciğerin toksin atmasını ve kendini temizlemesine yardımcı olur” dedi.

YARARLI BAHARATLAR

Yeni yılın ilk gününde yemeklerle birlikte bol nane, dereotu, kekik ve tarçın tüketilmesinin de yararlı olacağını anlatan Saraç, şunları kaydetti:  “Yılbaşı gecesinin ertesinde fazla miktarda kırmızı pul biber, tuz ve ekşi tüketilmemeli. Önemli olan arada bir abartarak eğlenilse, yenilse ve içilse de bu durumu bir alışkanlık haline getirmemek ve bir sonraki gün bedeni rahatlatmaktır. Yoksa her zaman insanın aralarda yiyecek ve içecek kaçamakları yapmaya ihtiyacı vardır. Önemli olan dengeyi bozmamaktır. Çünkü denge bozulursa zamanla hastalıkların önü açılmış olur.”

“GECEDEN KALANLARA” BESLENME LİSTESİ

Dr. Ender Saraç, “Geceden kalanlara” 1 Ocak 2006′da şu diyeti önerdi:

Sabah:  1 bardak ılık ballı limonlu su (1 tatlı kaşığı bal, 10 damla limon ve 1 bardak su)

Öğle: 1 kase sebze çorbası (havuç, patates, maydanoz, ıspanak, kereviz ve zeytinyağlı) artı bir dilim tam buğday ekmeği ve bir kase cacık

2 saat sonra: Bir kase kayısı ve kuru üzümlü komposto, yanında 4 adet yulaflı bisküvi

Akşam: Sulu sebzeli tavuk yemeği, yanında bir porsiyon patates püresi.

Gece: 1 elma, 4-5 adet ceviz içi.

Gün boyunca bol ılık veya sıcak su içilmeli. Bedenin kendisini temizlemesi için en iyi seçenek sıcak sudur. Eğer midedeki aşırı gazdan yakınılıyorsa rezene çayı, baş ağrısı varsa nane, papatya çayı, hala aalkolün etkisi geçmemişse veya yenilenler midede duruyorsa yeşil çay, rezene, zencefil çayı, kırıklık, soğuk algınlığı hissi varsa zencefil ve kuşburnu çayı yararlı olur.”

Kaynak : Hürriyet

Popularity: 4%

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Solaryum güneşten zararlı

Cuma, Eylül 3, 2010 9:11

Bronzlaşmak uğruna sağlığınızdan olmayın!

Solaryum güneşten zararlı

Bilim adamları, cilt kanseri vakalarında, bronzlaşmak uğruna altına yatılan
solaryumun güneşte kalmaktan daha tehlikeli ve zararlı olduğuna dikkat çektiler.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Lahana çorbası ile zayıflanmıyor

Perşembe, Eylül 2, 2010 9:31

Kişiye özel tedavi gerekiyor…

Sadece lahana çorbasıyla zayıflanmıyor

Çağımızın en büyük hastalıklarından biri olarak kabul edilen şişmanlık, dünyada çığ gibi büyümeye devam ediyor.

Dünyada bütün büyük devletlerin sağlık politikalarının içinde olan obezite tedavisinde hedefi doğru koymanın önemine değinen  Dr. Yavuz Furuncuoğlu, obezite tedavisinde ilk önce uygulanacak doğru adımın 6 ayda yüzde 5-10 kilo vermek olduğunu belirterek, “Yüzde 10 kilo vermek hastalıkların yüzde 50′sini önlüyor. Hedefimiz hastalarımızı manken yapmak değil. Yüzde 10 kilo vermekle obezite nedeniyle gerçekleşen ölümlerin yüzde 10′unda azalma oluyor. Diyabete bağlı ölümlerde yüzde 30, kansere bağlı ölümlerde de yüzde 40 azalma oluyor” dedi.

“Kısa süreli spor salonuna yazılmanın bir faydası yok”
Şişmanlığın dereceleri olduğunu ifade eden Dr. Yavuz Furuncuoğlu, “Şişmanlık anne karnında iken başlıyor. Biz hastalarımızı manken yapmak için bir programın içine sokmuyoruz. Bizim için öncelikli olan onların sağlığı ve sosyal hayata uyum sağlayabilmeleri. Bütün ileri tetkikleri yapılan hastayı bir programın içine alıyoruz. Bu programın içinde, ilaç tedavisi, diyet ve egzersiz mutlaka var. Ancak hayatı boyunca hiç spor yapmamış bir insana; biz, haydi koşmaya başla diyemeyiz. Bu nedenle kısa süreli ama düzenli egzersizler çok önemli. Aşırı fiziksel aktivite insanı yaşlandırıyor. Günde ortalama 30-45 dakika yürüyüş en faydalı aktivitedir. 45 dakika süren bir egzersiz bizim için yeterlidir. Ciddi hastalar tempolu spor yapamaz. Ölebilirler. 40-50 yaşına kadar spor yapmamış bir insan, bu yaştan itibaren hızlı bir şekilde spor yapmaya başlarsa bunu kaldıramaz. Kısa süreli olarak spor salonuna gitmenin faydası yoktur. İki-üç ay ağır bir spor yapıp, 10-20 kilo verip, sonra sporu bırakmak yanlış olur. Yeniden kilo alınmasına neden olur.  Düzenli egzersiz en doğru ve sağlıklı olanıdır. Sadece zayıflamak için değil, sürekli egzersiz yapılmalıdır” diye konuştu.

“Kişiye özel obezite tedavisi”
Obezite tedavisinde hedefi doğru koymak gerektiğinin altını çizen Dr. Yavuz Furuncuoğlu, “Obezite tedavisinde doğru olan 6 ayda yüzde 5-10 kilo vermektir. Yüzde 10 kilo vermek hastalıkların yüzde 50’ni önlüyor. Ne olursa olsun kilo verilmelidir gibi bir hedef olmamalıdır, sağlıklı bir yöntemle kilo verilmelidir. Dengesiz ve kontrolsüz kilo kayıpları sağlığın kaybolmasına neden olabilir. Tek yönlü beslenme kesinlikle olmamalıdır. Örneğin sadece lahana çorbası içerek zayıflama olmaz. Bilinmeyen ispat edilmemiş yöntemlerle zayıflama olmaz.  Aşırı kilo kaybı ile zayıflama olmamalıdır. Hızlı kilo vermek sağlıklı kilo vermek demek değildir. Kilo yağdan verilmelidir. Kas ve su kaybı ile verilen kilo hem sağlığı bozar hem de kolayca geri alınmasına neden olur. Yüzde 10 kilo vermekle obezite yüzünden ölümlerde bile yüzde 10 azalma oluyor. Diyabete bağlı ölümlerde yüzed 30, kansere bağlı ölümlerde yüzde  40 azalma oluyor. Dışardan aldığınız gıdaların mutlaka etiketlerini okuyun. Light ürün diğe aldığınız birçok şey kilo yapabiliyor.  Gerçek light (diyet) gıda 100gr’ında 3 gr’dan az yağ içeren gıdadır.  Şişmanlığın dereceleri vardır. İnsanlarımız şişman=obez denilince karikatürize edilmiş tipleri anlıyor. Halbuki Obezite hastalık oluşturabilecek şişmanlıktır. Hafif, orta ve ileri derecede şişmanlık vardır. Obezler bütün dünyada aç insanların sayısını geçmiştir. Obezitede bizim için iç organların yağlanması çok önemlidir. Çünkü hastalıklara neden olan iç organ yağlanmalarıdır.  Alınan enerji, harcanan enerjiden daha fazla olduğu durumlarda şişmanlık başlıyor. Biz Medical Park Göztepe’de bütün hastalarımıza kişiye özel tedaviler yapıyoruz” dedi.

“Obezler gece rahat uyuyamazlar”
Sorumlusu Dr.Yavuz Furuncuoğlu, 300 obez hastada yaptığı çalışmasında şişmanlığın derecesi ile gece uykusu süreleri arasında belirgin bağlantılar bulduğunu belirtti. Dr.Furuncuoğlu, “Gece uyku süresi ve kalitesi ile obezite arasında ciddi bağlantılar bulunmuştur.  Daha az ve kalitesiz bir uyku obeziteye davetiye çıkarmaktadır Obezlerin çoğu da gece rahat uyuyamaktadır. 300 obez hastada yaptığımız  çalışmada şişmanlığın derecesi ile gece uyku süreleri arasında belirgin bağlantılar bulunduğu ortaya çıktı.  Buna göre obez kişilerin çoğu 6 saatten az uyumaktadır ve gece uyanmaktadır  Aşırı obez kişilerin yüzde 92′i geceleri uyanmakta ve kaliteli uyuyamamaktadır.  Obez insanların yüzde 82′si, fazla kilolu insanların ise yüzde 7.8 i gece uyanmaktadır. Ayrıca yine 740 hasta üzerinde yaptığımız başka bir araştırma sonucunda da obezitenin ciddi hastalıklara  neden olduğu ortaya çıkmıştır. Şişman insanların yüzde 86′sında ek bir hastalık saptanırken, sadece yüzde 14′ü normal bulunmuştur. En sık rastlanan hastalıklar arasında da yüzde 42.4′le karaciğer yağlanması, yüzde 38.3′le kan yağlarının yüksek bulunması, yüzde 30.2 ile de şeker hastalığı ve gizli şeker ortaya çıkmıştır. 359 kişi üzerinde yaptığımız  başka bir çalışmaya göre de günde 8 saatten fazla televizyon ve bilgisayar başında vakit geçirenlerin yüzde 91.5′i obez veya aşırı obezdir” diye konuştu.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

York Testi: Ünlüleri zayıflatan test!

Salı, Ağustos 24, 2010 14:54

Hollywood yıldızlarının kullandığı bu yöntemi Türk Kalp Vakfı uygulamaya başladı.

Ünlüleri zayıflatan test!

Kilo vermek isteyip veremiyor musunuz? Yedikleriniz bir türlü hazmolmuyor, sizi rahatsız mı ediyor? Yeni yöntemi denediğinizde böyle bir sorun kalmayacak. Türkiye’de İclal Aydın, Mesut Yar, Derya Baykal ve İbrahim Tatlıses’in de aralarında bulunduğu ünlüler bu test sayesinde kilo veriyor. Dünyada da pek çok Hollywood yıldızı bu yöntemi kullanıyor.

Türkiye’de sadece iki kurum bu testi uyguluyor. Bu kurumların başında da Türkiye Kalp Vakfı geliyor. Türkiye Kalp Vakfı bu testi önce 300 kişi üzerinde uygulamış ve yüzde 80 başarı sağlandığını görmüş. Üstelik York Testi diğer kurumlara göre çok cüzzi bir rakama bu testi uyguluyor. Biz de bu yeni yöntem hakkında Türkiye Kalp Vakfı Beslenme ve Diyet Uzmanı Sumru Özbay ile konuştuk…

BEGÜM ÇELİKKOL/ HABERTURK.COM

York testi nasıl uygulanıyor?

Belirli sayıdaki gıdalar üzerinde yapılıyor. Dünyadaki bütün gıdalar üzerinde de yapılabilir. Önce gıdalar sınıflandırılıyor. Yani, süt ve türevleri, sebzeler, meyveler, kuru baklagiller, unlu gıdalar şeklinde. Bu sınıflandırma içinde de kendi alt gruplarını oluşturuyorlar. Buğday, buğday unu ekmeği, Almak ekmek, çavdar ekmeği, francalı ekmek gibi. Meyvelerde de turunçgiller, elma, armut, şeftali, üzüm gibi devam ediyor. Yiyeceklerin vücutlara göre töleransları vardır. Bunu halkın bildiği şekilde karbonhidratlarda görüyoruz.

Bir de İnsülin İntöleransı diye birşey var…

Bazı insanların vücudunda salgılanan insülin, işlevini görüyor. Yani o kişi diyabet hastası değil. Fakat insülin direnci yüksek olduğu için karbonhidratlı gıdaların bir kısmını çok zor parçalıyor ve sindiriyor. Mide-bağırsak sisteminde bunları parçalaması çok zor oluyor. Biz bunları istemiyoruz.

Bunlar neye sebep oluyor? Ya da York testi ile nelere çözüm bulunabiliyor…

Kilo verememeye, vücutta ödeme, gaz, şişkinlik oluşmasına, egzama, ürtiker ve alerjilere kadar rahatsızlıklar olabiliyor. Meyveden yola çıkalım. Meyvede fruktoz dediğimiz bir şeker türü vardır. Şekerin bir alt grubudur. Çok çabuk glikoza dönüşür. Hangi tür fruktozlar, hangi tür bünyede daha kolay çözülüyor, daha zor çözülüyor, hangisi mide-bağırsakta daha kolay parçalanıyor. Bunlar analiz ediliyor. Ya da süt ürünlerinden, keçi sütünden, koyun sütüne vücut daha iyi cevap verdiği için inek veya manda sütüne daha zor cevap verilebiliyor. Böylece inek veya manda sütünden yapılmış peynir, baştaki şikayetlere neden olabiliyor.

Bu test nasıl yapılıyor?

Parmaktan kan alınmak suretiyle yapılıyor…

Bu kadar kolay yani…

Evet…

Peki sonuçlar ne kadar sürede çıkıyor?

Bu testin henüz Türkiye’de bakılma imkanı yok… İstanbul’da iki kurumda yapılıyor. Önce bizde başladı.

York Testi zayıflamada gerçekten faydalı oluyor mu?

Şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda, 300 hasta üzerinde yaptık, aralarında diyabet, kalp-damar hastalığına sahip kişiler de vardı. Veya pek çok hastalığı olan kişiler vardı. Genç, yaşlı, kadın, erkek gruplarımız oldu.  Yüzde 80′e varan başarılı sonuçlar aldık. Bunların raporları bizde mevcut.

Yan etkisi var mı?

Yan etkisini görmek mümkün değil. Ayrıca bir ilaç vermiyorsunuz, “Bu otları dağdan topladım, bu iyidir” demiyorsunuz. “Keçi peyniri nereden bulursanız alın” diyoruz. Kişinin şeftaliye direnci yüksekse diğer meyveler üzerinden gidiyoruz. Ekstra birşey vermiyoruz, yiyecekleri gruplandırıyoruz. En ufak bir yan tesiri olamaz. Alerjilerde de deniyoruz. Parmaktan alınan kan, özel bir sistemle korunuyor. Tüple beraber İngiltere’ye gönderiliyor.

İngiltere dışında başka yerde yapılıyor mu?

İngiltere dışında bir de ABD’de bu testin sonuçlarına bakılabiliyor: Sonuçların gelmesi iki hafta sürüyor.

Peki 300 kişi içerisinde ortalama bir rakam versek, kaç kilo verdiriyor bir ayda?

Kilo vermek zaten kişiden kişiye değişen bir durum. Benim uygulamaya kalktığım yöntemlerde “Ya hep ya hiç” yoktur. Üç çeşit durum önümüze çıkıyor. Birisinde “Bu ürün sizin bünyenizden çok zor atılıyor. Kullanmamanızda yarar var” deniyor. İkincisinde “Sindirim sisteminizde sınırlı bir düzeyde seyrediyor” diyor. Üçüncüsünde “Bu tür yiyeceklerin bünyeniz üzerinde etkisi yok, rahatlıkla yenilebilir” deniyor. Serbest olanlar fazlalıkla tüketilmeli, yasak gibi görünenler asla yenmemeli. Sınır düzeyde olanlar dahi mümkün olduğu zaman az tüketmeli.

Diyet ürünlerinin pabucu dama atılacak gibi görünüyor bu yöntemle…

17 yıldır Türk Kalp Vakfı’nın Beslenme ve Diyet Uzmanıyım. Diyet ürünlerinin ve zayıflama ilaçlarının karşısındayım. Kesinlikle York Testi bu konuda faydalı bir yöntem.

***

Testle ilgili “Yararlı” diyenler de var, desteklemeyenler de var. Milliyet Gazetesi Yazarı Güngör Uras da bu testle ilgili olarak bir eleştiri yazısı yazdı. Uras’ın 17 Temmuz’da çıkan yazısında bakın neler var:

‘Çin Mucizesi’ ve ‘Besin Duyarlılığı’ yüzünden insanlar yemiyor içmiyor

“Varlıklı kesimdeki beyler hanımlar, “yemekten içmekten kesildi…” Parasızlıktan değil… Bir kitap ve de bir kan testi yüzünden… Varlıklı kesimdekiler şimdilerde süt içmiyor. Yağ, yoğurt, peynir gibi sütlü ürünleri yemiyor. Kırmızı et  yasak. Kafaları iyice karışanlar tavuk eti, hatta balık eti de yemiyor. Her türlü şekerli ürüne el sürülmüyor. Beyaz un ile yapılmış hiçbir gıda maddesi yasak. Alkollü içki kötü. Hele fermente olanları (şarap, bira) tukaka… İyi de geride ne kaldı diyeceksiniz? Her türlü yeşilliğin çiğ, haşlanmış ve de zeytinyağı  ile pişirilmişi yenilebilir. Zeytinyağı bile kararında yenilecek. Siyah ekmek yenilebilir. Zeytin yenilebilir. Fasulye, nohut, mercimek, bakla tavsiye edilir. Zeytinyağı ile pişirilmeleri şartı ile… Pilav da zeytinyağı ile pişirilecek. Börek siyah un ile yapılır, yumurta, tereyağı, peynir kullanılmaz, sebzeli olur ise izin var. Pardon… Çay kahve de yok. Bunlar genelde yenilemeyecek gıda maddeleri… Kişiye özel sınırlamalar da var. Bazılarına karpuz, kavun yasak… Bazılarına domates, hıyar yasak… Bazılarına soğan sarımsak yasak…

İnsanlar yemekten içmekten kesildi
Konuya yabancı olanlar “Olur mu böyle şey!” diyecekler… Fakat inanınız ki oluyor… Hiç olmazsa benim çevremde yaşayanlar, bana göre “perişan”, onlara göre “mutluluğa ulaşmış durumdalar.”
Bütün bunlar “zayıflamak” için değil, “sağlıklı olmak, hastalanmamak” için… Çünkü dalga dalga yayılan yeni inanışa göre “Çin Mucizesi” kitabını okuyanlar ve de “Besin Duyarlılığı” testini yaptıranlar, kitapta yazılanlara ve test sonucu belirlenen yasaklara uyarlarsa “daha sağlıklı olacaklar, daha çok yaşayacaklar.”
Çin Mucizesi isimli kitabın önce İngilizcesi geldi. Ardından da hemen Türkçeye çevrildi. (Martı Yayınevi. 296 Sayfa 19 TL) Bu kitap hemen hemen yenecek ne varsa hepsini kötülemek üzerine kurgulanmış.
Derken efendim, ardından “Besin Duyarlılığı” (Intoleransı) testi salgını başladı. (Milliyet Cadde’nin ünlü hekimi Dr. Hasan İnsel besin alerjisi ile besin duyarlılığının farklı şeyler olduğuna dikkati çekiyor.)
Besin Duyarlılığı’nı belirlemek için kan alıyorlar. O kanı laboratuvarda inceliyorlar. Ve sonra kanı alınanın önüne uzun bir liste koyuyorlar. “Sakın yumurta ve yumurtalı madde yeme… Sakın süt içme… Sakın kırmızı et yeme… Şeftali dokunur… İncir bayıltır. Greyfurt öldürür” diyerek insanın hayatını karartıyorlar… Testi bir defa yaptıran, sonuçlara inanmasa bile kafası karıştığından “rahatı, huzuru kalmıyor.” Bu gibi testler şimdilerde çok yerde farklı isimle yapılıyor. Fiyatı 1.500 TL dolayında.

Sofra muhabbeti sona erdi
Ben “yokluk kuşağı”ndan olduğumdan Anadolu insanının büyük bölümü gibi tarhana çorbası, bakla çorbası ile fasulye pilavdan hoşlanırım. Tükrük köfte dışında fazla et yemem. Fakat yemek içmek meraklısı olan sofra adabını bilenlerle bir masa etrafında oturmaktan zevk alırım. Şimdilerde bu zevki elimden aldılar. Kiminle bir sofra etrafında buluşsak, bazıları Çin Mucizesi kitabını okudukları için öbürleri Besin Duyarlılığı testi yaptırdıkları için “Ben onu yemem… Ben bunu içmem. O bana yasak… Bu sana yasak” muhabbeti ile sofraya aç oturuyorlar, aç kalkıyorlar… Şimdi okuyucularım bana “Sonuç nedir ?” diye soracaklar? Ben kitabı aldım ve okudum. Besin Duyarlılığı testini henüz yaptırmadım… Kitabın ve testin işe yarayıp yaramadığını merak etmiyor değilim… Ama durup dururken kafamı karıştırmak istemiyorum. Kitapta yazılanlara ve test sonuçlarına göre yemekten içmekten kesilen dostlarım, arkadaşlarım “memnun olduklarını” söylüyorlar. Onlar memnun olduğuna göre mesele yok demektir. Ömürleri uzadı mı? Zaman gösterecek…”

***

PUL BİBERİ BIRAKTIRDI

İbrahim Tatlıses Kıbrıs’ta verdiği konser öncesinde York Testi ile zayıflamaya başladığını ve nasıl kilo verdiğini şöyle anlatmıştı: “Pul biber, sarımsak, mayalı içkiler, yemekler yasak, antep fıstığı yasak. Meğer onlar benim zayıflamamı önlüyormuş. Ben onları yiyince şişiyormuşum. Gece mesela salatamın içine yeşil sarımsak koyardık. Şişlik oluyordu. Merak ediyordum neden böyle olduğunu. York testiyle bunun bana kilo aldırdığını öğrendim.”

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Yaşlandıkça olgunlaşıyoruz

Pazartesi, Ağustos 23, 2010 9:13

Bilimsel olarak da kanıtlandı…

Yaşlandıkça olgunlaşıyoruz

Yaşlandıkça olgunlaşmaya bilimsel kanıt California Üniversitesi Mount Sinai Tıp Okulu’nun ve bilim yazarı Barbara Strauch’un araştırmasına göre, insan yaşlandıkça gerçekten de daha akıllı oluyor. Araştırmada, yaşlı insan beyninin yavaşlık ve unutkanlığa rağmen, aldığı kararların daha mantıklı olduğu ve analiz yetisinin doruk noktasına ulaştığı görüldü. Bilim adamları, bunun nedenini “Myelin” isimli maddeye bağlıyor. Bu madde, yıllar geçtikçe beyinde daha fazla salgılanıyor ve beyin hücreleri arasındaki iletişimi hızlandırıyor. Orta yaşlı bir insanın karar alma becerisi, bu nedenle bir ergenden 300 kat daha gelişmiş oluyor.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Kadınların sekse tercih ettiği şey!

Pazartesi, Ağustos 16, 2010 8:44

“Bir yaz boyunca ilişkiye girmemek mi yoksa o mu?” diye sordular. Onu tercih ettiler…

Kadınların sekse tercih ettiği şey!

Amerikan zayıflama programı “Nutirsystem”in yürüttüğü bir araştırmada, kadınların zayıf kalmayı sekse tercih ettikleri ortaya çıktı. Araştırmada bin erkek ve kadına “Bir yaz boyunca cinsel ilişki yaşamamak mı, yoksa 5 kilo almak mı?” sorusu soruldu.

Kadınların yüzde 50’si, zayıf kalmayı yaz boyunca seks yapmadan durmaya tercih ettiğini bildirdi. Bu oran erkekler için yüzde 25 olarak belirlendi. Amerikalı psikolog Cooper Lawrence, araştırmanın sonuçlarını “Kadınlar günümüzde dış görünüşün her şeyden önemli olduğunu düşünüyor. Bir kadın kilo aldığında ‘Neyin var? İyi misin? Her şey yolunda mı?’ gibi sorularla karşılaşıyor. O yüzden anket sonuçları beni şaşırtmadı” sözleriyle değerlendirdi.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Kalsiyum hapları kalp krizi riskini artırıyor!

Cuma, Ağustos 13, 2010 15:43

Bu konuda zengin gıdalardan faydalanın…

Kalsiyum hapları kalp krizi riskini artırıyor!

Kemik miktarındaki azalma ve kemik kırılganlığındaki artma ile seyreden, kemik erimesi hastalığının tedavisinde genellikle yaşlıların içtiği kalsiyum haplarının kalp krizi riskini artırabileceği bildirildi.

Amerikalı ve Yeni Zelandalı bilimadamları, 12 bin kişiyi kapsayan 11 araştırmanın sonuçlarını değerlendirdi.

”İngiliz Tıp Dergisi”nde yayımlanan değerlendirmede, osteoropoz tedavisinde kalsiyumun yerinin tekrar gözden getirilmesi gerektiği sonucuna varıldı.

Bilimadamları, kalsiyum haplarının kalp krizi riskini yüzde 25-30 artırdığını belirtti. Riskin, kişinin yaşı, cinsiyeti ve kalsiyum ilacının çeşidinden bağımsız olarak arttığı vurgulandı.

Araştırmacılar, kalsiyum bakımından zengin gıdaların yenebileceği önerisinde bulundu.

Bu konuda zengin gıdalardan faydalanın…

30 Temmuz 2010 Cuma, 11:36:41
Kalsiyum hapları kalp krizi riskini artırıyor!

Kemik miktarındaki azalma ve kemik kırılganlığındaki artma ile seyreden, kemik erimesi hastalığının tedavisinde genellikle yaşlıların içtiği kalsiyum haplarının kalp krizi riskini artırabileceği bildirildi.

Amerikalı ve Yeni Zelandalı bilimadamları, 12 bin kişiyi kapsayan 11 araştırmanın sonuçlarını değerlendirdi.

”İngiliz Tıp Dergisi”nde yayımlanan değerlendirmede, osteoropoz tedavisinde kalsiyumun yerinin tekrar gözden getirilmesi gerektiği sonucuna varıldı.

Bilimadamları, kalsiyum haplarının kalp krizi riskini yüzde 25-30 artırdığını belirtti. Riskin, kişinin yaşı, cinsiyeti ve kalsiyum ilacının çeşidinden bağımsız olarak arttığı vurgulandı.

Araştırmacılar, kalsiyum bakımından zengin gıdaların yenebileceği önerisinde bulundu.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Türkiye’de 700 bin çölyak hastası var!

Perşembe, Ağustos 12, 2010 9:41

Buğday ve buğday ürünlerini yiyemeyen çölyak hastaları sorunlarını paylaştı.

Türkiye’de 700 bin çölyak hastası var!

Adıyaman’da bulunan çölyak hastalarına yönelik bilgilendirme toplantısı düzenlendi.Yapılan toplantıyı bir milat olarak gördüğünü söyleyen Sağlık İl Müdürü Mehmet Emin Taş, “Yaşam kalitesini arttırmak için bugün burada bir araya geldik. Maalesef sağlık elden gittikten sonra kıymet kazanıyor. Bazen hayatımızda öyle hastalıklarla karşılaşırız ki bu hastalıklar adeta göbek bağımız olur. İşte bu hastalıklara karşı vatandaşları bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Çölyak hastalığı da vatandaşlar tarafından pek bilinmeyen bir hastalık türü. Tanısı çoğu zaman tesadüfi bir şekilde konulan hastalık.

Hayatımızda buğday ve buğday ürünlerini yiyememe gibi bir hastalık olabilir mi? İşte çölyak böyle bir hastalık. Bu hastalığın çözümü için toplumun bilinçlenmesi gerek. Bugünkü etkinliği bir milat olarak görüyorum” dedi.

Çölyak hastalığı üzerine çalışmalar yapan 82. Yıl Devlet Hastanesi hekimlerinden Biyokimya ve Klinik Uzmanı Dr. Hülya Ergül Kazıl:”Farkındalık oluşturmak için bu toplantıyı düzenledik. Yapılan araştırmalara göre 2006-2010 yılları arasında 1042 kişi üzerinde yapılan uygulamada yüzde 5′nin çölyak hastası olduğu tespit edildi. Ve yapılan uygulamada çölyak hastalarının günlük yaşamda sıkıntı çektiğini gördük” diye konuştu.

Çölyak Hastalıkları Derneği Oya Özden, çölyak hastalığını bir hastalık olarak görmediğini bunun bir yaşam biçimi olduğunu söyledi. Özden:”Ben 16 yıl önce çok ölümcül noktada rahatsızlığımın farkına vardım. O gün bir karar aldım. Bir şeyler yapmalıydım. Yurt dışındaki siteleri inceledim. Orada kedi mamalarında bile gluten bulunmadığını tespit ettim. 2002 yılında derneğimiz kuruldu. Bize içerisinde gluten bulunan mamulleri yemeyin diye kimse uyarıda bulunmadı. Ama biz dernek aracılığıyla bulunmaya çalışıyoruz.

Artık firmalar da glutenin önemini kavradı. Etiketlere, ürün kutularına yazmaya başladılar. Çölyak hastaları iyi bir etiket okuyucu olmalı. Ben Adıyaman’da bu kadar çölyak hastası olduğunu bilmiyordum. Çok net bir bilgi yok ama Türkiye genelinde 700 bin çölyak hastası var. Bazılarının tanısı konmuş ama bazıları ise çölyakın sinsiliği ile yaşıyor. Çölyak hastalıkları ile ilgili 5 dernek var. İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa ve Diyarbakır’da bulunan bu dernekler birbirinden bağımsız fakat aynı amaç için çalışıyor.

Konuşmamı çölyak hastalarına glutensiz ürünleri eczanelerden reçete ile heyet raporu olması şartı ile düşük fiyatla alabileceklerini belirterek, bitirmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Çölyak hastaları aileleri adına konuşan Esra Akgün, şöyle konuştu, “Oğlum dünyaya geldiğinde ilk bir yıldan sonra sıkıntı yaşamaya başladık. Teşhis 1 yıldan sonra konuldu. Şimdi yakınlarımızın desteği ile bu hastalığı yenmeye çalışıyor. Elimizi attığımız her şeyde gluten var. Şimdi çocuğumu kreşe gönderiyorum. Çocuğum her ürünü tüketemiyor. Bizde özel gıdalar alıyoruz. Öğretmenleri normal yiyecek yese bir şey olmaz diyor ama biz yediremiyoruz. Kimse bizi anlamıyor.”

7 yaşında çölyak hastası olduğunu söyleyen ilköğretim öğrencisi 12 yaşındaki Yakup Öksüz, hastalık ile anlamını bilmeden tanıştığını ve 5 yıldır yiyeceklerden tat almadığını belirtti.

Öte yandan, toplantının ardından bu konudaki çalışmalarından ötürü Sağlık İl Müdürü Mehmet Emin Taş, Uzman Doktor Hülya Ergül Kazıl’a teşekkür belgesi takdim etti.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

En uzun ömürlü kadınlar nerede yaşıyor?

Perşembe, Ağustos 12, 2010 9:33

Yaşam süreleri ortalama 86.4 yıl!

En uzun ömürlü kadınlar nerede?

Dünyanın en uzun ömürlü kadınları Japonya’da yaşıyor. Japon kadınların ortalama yaşam süresi 86.4 yıl. Hong Kong’da bir kadın ortalama 86.1, Fransa’da 84.5, İsviçre’de ise 79.7 yıl yaşıyor.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Başkalarının yanında çocuğunuzu kötülemeyin

Perşembe, Ağustos 12, 2010 9:30

Yalnız kaldığınızda onu uyarın. Aksi takdirde hiçbir zaman sözünüzü dinlemeyecektir.

Başkalarının yanında çocuğu kötülemeyin

Mother&Baby Dergisi çocuklarla doğru iletişim kurmanın yollarını sıraladı. İşte “Çocuğum hiç söz dinlemiyor” diyen anne ve babaların yapması gerekenler:

 Gelişim dönemine uygun mesajlar verin. Çocuğunuz 2-3 yaşındaysa genellikle 2 kelimeden oluşan, 3-4 yaşlarındaysa 3 kelimeden oluşan cümleler kurmaya özen gösterin.

 Konuşurken ve onu dinlerken göz teması kurmaya çalışın. Bu çocuğunuza önemsendiğini hissettirecek ve özgüvenini destekleyecektir.

 Eğlenerek yaptığı bir şeyi bölmeyin. Bulunduğunuz yeri terk etmeden 15-30 dakika önce ‘Az sonra kalkacağız, istersen yavaş yavaş oyununu tamamla’ şeklinde bir mesaj vermeniz hemsizi hemde çocuğunuzu rahatlatacaktır.

 Çocuklar sıklıkla yapmaması gereken şeyleri yapar ve bu durum biz yetişkinler için zaman zaman zorlayıcıdır. Böyle bir durumda onunla yalnız konuşmanız en iyisi olacaktır. Akranlarının ya da aileden olmayan kişilerin yanında eleştirilmek çocuğunuzu öfkelendirecektir. Sonrasında size daha çok kızdığı için aynı davranışları tekrar sergileyecektir.

 Etiketleme yapmayın. Örneğin “Benim çocuğum çok dağınık ya da çok şımarık” gibi. Bu kendini kötü hissettirecek ve çocukta özgüven sorunu yaratacaktır.

 İsteklerinizi sinirlenerek anlatmak yerine sakin bir şekilde konuşun. Örneğin oyuncaklarını toplamıyor. Bu durumun sizi ne kadar üzdüğünü anlatın. Ondan istediğinizi net bir şekilde söyleyin. Böylece çocuk bunu kişiliğine bir saldırı olarak görmez ve özgüveni de zedelenmez. Ve oyuncakları toplamaya başlar.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

“Açıkta satılan dondurmayı almayın”

Çarşamba, Ağustos 11, 2010 9:52

Sağlık Bakanlığı’ndan önemli uyarı…

"Açıkta satılan dondurmayı almayın"

Sağlık Bakanlığı, sıcak günlerde tüketimi artan dondurmanın, sağlıksız şartlarda üretilmesi halinde rahatsızlıklara sebep olabileceği uyarısında bulundu.

Yapılan açıklamada, yaz aylarında, başta dondurma olmak üzere buzlu gıdaların tüketiminin arttığına dikkat çekildi.

Dondurma yapımında sütün yanı sıra şeker, çeşitli meyveler, çikolata, kakao, fındık, fıstık, karamel, glikoz şurubu, bitkisel yağ, süt yağı, sahlep, kıvam vericiler, doğal ve doğala özdeş aromalar da bulunabildiğine işaret edilen açıklamada, “Bu tür katkı maddeleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından izin verilen Türk Gıda Kodeksi’ne uygun katkı maddelerini içermelidir.” denildi. Dondurmanın güvenilir olmayan yerlerden satın alınmaması gerektiğini vurgulayan Bakanlığın, sağlıklı dondurma için önerileri şöyle: “Açıkta satılan dondurmalar ve buzlu içecekler alınırken dikkatli olunmalı, güvenilir olmayan yerlerden, sokak satıcılarından dondurma alınmamalı. Paketlenmiş gıdalarda ise etiket okunmalı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı üretim, ithalat izninin olup olmadığına, son kullanma tarihine dikkat edilmeli, izinsiz veya son kullanma tarihi geçmiş ürünler asla satın alınmamalı. Soğutucunun yeterli soğuklukta ve çalışıyor olması göz ardı edilmemeli.”

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)