Çalışma hayatı doğurganlığı azaltıyor

Çarşamba, Ağustos 11, 2010 9:31

Peki ne yapmak gerek?

Çalışma hayatı doğurganlığı azaltıyor

Günümüzde kadınların çocuk planlarını kariyerlerinden sonraya ertelemeleri doğurganlıklarını olumsuz etkileyebiliyor. Ancak doğurganlıkta tek belirleyici etken yaş değil. Kilo dengesinden, çevre koşullarına kadar birçok faktör doğurganlığı etkileyebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Aydın Arıcı, konyla ilgili bilgi verdi.

Hamilelik Şansı Özel Gün Hesabıyla Artırılabilir
Bir yılda hamilelik şansı, 35 yaşından genç kadınlarda ortalama yüzde 80′dir. O nedenle 35 yaşından genç çiftlerde bir yıldan önce hamilelik oluşmamışsa paniğe kapılmamalarını tavsiye ediyoruz. Eğer 28 günde bir adet gören bir kadınsa normal olarak 14. günde yumurtlama olmasını bekleriz. Yumurta maalesef sadece 24 saat yaşayabilir. Bu süre içerisinde spermle buluşursa embriyo haline geçer ve bebek gelişir. Spermle buluşamamışsa kendiliğinden yok olur. Sperm ise kadın vücudunda, iyi sperm parametreleri varsa ilişkiden sonra 48 saat kadar yaşar. Hatta çok iyi sperm parametreleri varsa ve ortam da uygunsa bu süre 72 saate kadar çıkabilir. Yani 14. gün gibi bir yumurtlama bekleniyorsa, bunu biz adetin başladığı günü birinci gün kabul ederek sayıyoruz. Bu da demek oluyor ki, adetin ilk gününden sonra 14. gün en çok beklenen yumurtlama günüdür. Sperm de 48 saat yaşadığına göre. Biz kabaca 10. günden itibaren gün aşırı ilişkiyle hamilelik şansının en yüksek seviyeye ulaşacağını tahmin ediyoruz.

Bazı Pozisyonlar Döllenmeyi Kolaylaştırır
Rahmin anatomik yapısına bağlı olarak bazı pozisyonlar döllenmeyi kolaylaştırır. Ancak her kadının anatomisi farklı olabileceği için, herkes için geçerli tek pozisyon yoktur. İlişkiyi takiben en canlı ve hareketli spermler 5-10 dakikanın içinde rahme geçmiş olurlar. Bunun ötesinde daha uzun süre yatarak beklemenin sağlayacağı bir avantaj yoktur.

Modern Yaşam Üremeyi Etkiler
Modern yaşamın en önemli sonuçlarından birisi olan stres doğurganlığı olumsuz etkiliyor. Stres altında yaşamsal organlar öncelik kazanıyor. Üreme organları yaşamsal önem taşımadıkları için ikinci plana atılıyor. Bunu vücut bilinçsiz olarak ayarlar. Üretken olmak için stres olan bir insan üretkenliğini de kısıtlamış oluyor.

Elektronik Cihazların Etkisi
Tek bir alet zararsız olabilir ama günlük hayatta kullandığımız tüm cihazlar bir araya geldiğinde zararlarının olacağı aşikar. Dolayısıyla bu aletlerin mümkün olduğunca vücuda yakın tutulmaması gerekir. Bununla birlikte şu ana kadar cep telefonlarının üreme fonksiyonlarını etkilediğine dair kanıtlanmış bir bilgi bulunmuyor.

Çocuk Sahibi Olmayı Ertelememek Gerek
Bir kadının gerek vücut yapısı, gerekse yumurtalık üretimi olarak en sağlıklı olduğu yaşlar 20-35 yaş arasıdır. Ama sosyal ve ailevi nedenlerle hamileliği geciktirdiyse, bu mutlaka bir sorun olacağı anlamına gelmez. Böyle bir durumda belki biraz daha erken testler yaptırıp, bir an önce hamile kalınmaya çalışılır. Bir kadın hamileliğini en geç 40 yaşına kadar ertelemelidir, bu yaştan sonra hamilelik şansı ciddi bir şekilde azalmaktadır.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Elma tipi şişmanlığa dikkat!

Salı, Ağustos 10, 2010 14:56

Böyle kadınlar, diyabet ve kardiyovasküler hastalıkların tehdidi altında!

Elma tipi şişmanlığa dikkat!

Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kaya, kadınların menopozdan sonra elma tipi şişmanlık ile karşı karşıya olduğunu belirterek, elma tipi şişman kadınların da diyabet, kardiyovasküler hastalıkların tehdidi altında olduğunu bildirdi.

SÜ Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Diyabet Bilim Dalı Öğretim Üyesi Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşırı kilo sorunu olanların elma ve armut tipi şişmanlık olarak iki grupta değerlendirildiğini, elma tipi şişmanlığın vücut yağlarının daha çok orta bölgede (karın-bel) toplanması ile karakterize olduğunu, armut tipi şişmanlıkta ise vücuttaki fazla yağların daha aşağıda (kalça) ve daha yayılmış olarak bulunduğunu kaydetti.

Obezitenin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla arttığını vurgulayan Kaya, dünyada 1 milyardan fazla kişinin aşırı kilolu, en az 300 milyon kişinin ise obez olduğunu ifade ederek, 2025 yılından sonra dünya nüfusunun en az yüzde 60′ının obez olacağının öngörüldüğünü bildirdi.

Obezite ile diyabet arasında sıkı bir ilişki olduğunu, karın yağları arttıkça, bel çevresi genişledikçe, serbest yağ asitlerinin karaciğere geçtiği ve insülin direncine yol açtığını dikkati çeken Kaya, ”Vücut yağ dağılımı insülin direncini belirleyen en büyük faktör. Karın yağlarının artması tip 2 diyabetin gelişmesine yol açmaktadır” dedi.

Aşırı yağın kalpte toplanması durumunda kalp yetmezliğine, iskelet kaslarında toplanırsa insülin direncine yol açtığını belirten Prof. Kaya, yağın pankreasta oluşması halinde ise insülin yetmezliğine neden olduğunu vurgulayarak, ”balkonlu erkek” diye tabir edilen göbekli ve karın bölgesi kalın erkeğin diyabet riski kadar elma tipi denilen kadınların da aynı riskle karşı karşı olduğunu söyledi.

-FİZİKSEL AKTİVİTE ŞART-

Armut tipi şişman kadınların menopozdan sonra elma tipi şişmanlıkla karşı karşıya geldiğini anlatan Ahmet Kaya, ”Menopozdan sonra östrojen hormonunun azalmasından sonra elma tipi şişmanlık oluyor. Bunun gelişiminde bir çok faktör var. Bunlardan biri durağan yaşam, fiziksel aktivitenin azalması. Fiziksel aktivitenin artmasının elma tipi şişmanlığı önlediğini, kas içi yağlanma ve karaciğer yağlanmasının geriye gittiğini görüyoruz. Kadınlarda elma tipi şişmanlık zararlı” diye konuştu.

Dünyanın hızla yaşlandığını ifade eden Prof. Dr. Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

”1900′lü yıllarda kadınlar menopozdan sonra bir yıl içinde ölüyordu. Şimdi kadınların menopozdan sonra en az 30 yıl yaşadığını görüyoruz. Armut tipi kadın, hayatının 30 yılını elma tipi ile geçiriyor. Elma tipi kadın diyabet ve kardiyovasküler hastalıkların tehdidi altında. Olmaması gereken yerlerde yağ toplanması, riski daha da artırıyor. Bunu önleyecek tek şey fiziksel aktiviteyi artırma.”

Tip 2 diyabet ve obezitenin çocukları bile tehdit eder hale geldiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Kaya, Amerika’da 2-3 yaşında tip 2 diyabetli çocuklarla karşılaşılabildiğini bildirdi.

-ZAYIFLAR DA KORKSUN-

Zayıf görünenlerin de diyabet olabileceğini dikkati çeken Kaya, buna örnek olarak Japonları verdi. Japonların zayıf göründüğünü ancak viseral yağ dokusu toplanmasının fazla olduğunu anlatan Kaya, ”Bunun tehlike eşiği 100-110 santimetrekaredir. Örneğin beden kitle endeksi 25 kilogram metrekare olan bir Japonda bu rakam 110′u aşmıştır. Onlar normal görünseler de diyabet olma olasılığı daha fazladır. Zayıflar da diyabetten korkmalı. Genetik faktörler de diyabette önemli” dedi.

Durağan yaşamın insanın en önemli düşmanı olduğuna işaret eden Ahmet Kaya, durağan yaşamın, çocukları bile tehdit ettiğini vurguladı. Sürekli sınavlara hazırlanan, günün büyük bölümünü bilgisayar başında oyun oynayarak geçiren, geleneksel beslenme tarzı yerine fast food beslenen çocuğun obezite ve diyabet riski altında bulunduğunu bildiren Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:

”İnsanın cinsiyeti ve genetiği değiştirme şansı yok ancak hastalıklara zemin hazırlayan risk faktörlerini değiştirebilir. Hareket etmek, yürümek, daha fazla çalışmak, az ve sık yemek, yemeği yavaş çiğnemek risk faktörlerini ortadan kaldıracak aktiviteler.”

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Çok oturmak öldürüyor!

Pazartesi, Ağustos 9, 2010 9:08

Çözüm: Daha az oturmak, daha fazla hareket!

Çok oturmak öldürüyor!

Araştırmacılar, uzun süreli oturmaların bir dizi sağlık problemi ve kardiyovasküler hastalıktan erken ölüm ile ilişkili olduğunu belirtiyorlar.

Mayo Clinic’te yer alan habere göre, bir araştırma televizyon karşısında günde 4 saatten fazla oturan yetişkinlerin kardiyovasküler hastalıktan ölüm riskinin 2 saatten az vakit geçirenlerle karşılaştırıldığında yüzde 80 daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu riskin sigara içmek veya diyet gibi diğer risk faktörlerinden bağımsız olduğu kaydedildi.

Sadece televizyon karşısında değil, bir sırada ya da arabanın arka koltuğunda da riskin artabileceği belirtiliyor. Çözümün daha az oturmak, daha fazla hareket etmek olduğunu söyleyen araştırmacılar, ayakta durarak otururken yaktığınızdan daha fazla kalori yaktığınızı ifade ettiler.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Oruç zayıflama yöntemi değil

Cumartesi, Ağustos 7, 2010 9:51

Ramazan’ı perhiz fırsatı olarak görmeyin…

Oruç zayıflama yöntemi değil

Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilek Kızıklı Doğan, Ramazanda ideal beslenmenin öğün sıklığının normal hayata yakın şekilde uygulanması ile sağlanabileceğini belirterek, ” Oruç Zayıflama yöntemi değildir” dedi.

Oruç tutan kişilerin yaklaşık 12 saat açlık ile karşı karşıya kaldığını, bu açlık süresi içinde kan şekerinin düştüğünü belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilek Kızıklı Doğan, oruç tutan kişilerin mutlaka sahura kalkmasını istedi. “Oruç tutan kişi sahura da kalkmıyor ise kan şekerinin düşüşü günün erken saatlerinde başlar ve daha düşük değerlere ulaşır. Bu nedenle az ve sık beslenme ilkesi kan şekerini dengelemek için mutlaka uygulanmalıdır.”diyen Doğan, beslenmede dikkat edilecek noktaları şöyle sıraladı:

“Öğünler Sahur, hafif İftar, Akşam yemeği ve Ara Öğün şeklinde düzenlenmeli. Sahura kalkıldığında midede uzun süre kalacak ve kan şekerinde ani değişiklik yaratmayacak besinler seçilmeli. Sahur yemeğinde süt, yumurta, domates, salatalık, yeşil sebzeler ve tercihen tam buğday unundan yapılmış ekmekten oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı. Çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmeli. Vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyveler sık tüketilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ve unlu gıdalardan uzak durulmalı. İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanmalı. 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmeli. Yemekten sonra sütlü tatlılar tercih edilmeli. Hava sıcaklığı nedeniyle kaybolan su ve mineral kaybını yerine koyabilmek amacıyla iftardan itibaren sahur sonuna kadar bol su ve sıvı (ayran, taze sıkılmış meyve suları, sebze suları gibi) alımına özen gösterilmeli. Azar azar ve iyi çiğneyerek yemek yenilmelidir. İftar yemeğinden sonra kısa mesafeli yürüyüşler yapılarak sindirime yardımcı olması sağlanmalı. Sahurda sadece su içerek niyetlenmenin veya gece yatmadan önce sahur yapmanın zararlı olduğu unutulmamalı. Kronik hastalığı olan kişiler, oruç tutmadan önce ilgili uzman hekime danışmalı Şişmanlık sorunu olan kişiler bu dönemi bir perhiz fırsatı olarak görmesi yanlış. Oruç tutmak ile kilo verilmez.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

“Günde en az 2.5 litre su için”

Cuma, Ağustos 6, 2010 8:34

Yaz aylarında vücut direncini arttıracak öneriler…

“Günde en az 2.5 litre su için”

Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ömer Faruk Yolcu, yaz mevsiminde hava sıcaklıklarındaki yükselme ve beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler nedeniyle hastalıklarda da artış gözlendiğini söyledi.

Havaların ısınmasıyla birlikte insanların dışarıda daha uzun vakit geçirdiğini, bu nedenle de vücuttan fazla miktarda sıvı kaybı olduğunu belirten Samsun Park Tıp Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ömer Faruk Yolcu, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte bebek, çocuk, yaşlı ve hamilelerle tansiyon, kalp, şeker gibi kronik hastalıkları bulunan kişiler başta olmak üzere vücutta fazla su kaybı meydana gelmesi sonucu bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemlerinin baş gösterebileceğini açıkladı.

Dr. Ömer Faruk Yolcu, “Artan sıvı kaybını önlemenin en kolay yolu su içmektir. Bu nedenle susama hissi olmasa bile günde en az 2 ile 2,5 litre arasında su tüketilmesine özen gösterilmesi gerekir. Asitli ve gazlı içecekler yerine süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çayları tercih edilmelidir. Bebek ve çocuklar sıvı kayıplarını ifade edemeyebilecekleri için ebeveynleri daha dikkatli olmalıdır” dedi.

Yaz sıcaklarının arttığı son günlerde yağlı besinler yerine taze meyve ve sebze tüketmenin önemine değinen Dr. Yolcu, “Sıcak yaz aylarında besinler seçilirken hafif ve sulu gıdalar tercih edilmelidir. Kızartma ve aşırı yağlı besinler yerine taze sebze ve meyvelere ağırlık verilmelidir. Yaz aylarında vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral alımını sağlamak için her gün karpuz, üzüm, çilek, kiraz ve şeftali gibi yaz meyveleri bol bol tüketilmeli, mercimek, nohut gibi besinlere sofrada yer verilmeli, fırında pişirme, ızgara ve haşlama yöntemleriyle hazırlanan besinler tercih edilmelidir. Yazın aşırı sıcaklarda dengeli ve yeterli beslenme oldukça önemlidir.

Yeterli ve dengeli beslenme, dört besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanır. Bu besinler süt grubunda yer alan süt ve yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta, peynir ve kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ile tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır ve tarhanadır. Yaz aylarında tüketilen yağlı ve hamurlu yiyecekler ise aşırı sıcaklarda vücutta yorgunluğa, baş ağrısı ve tansiyona neden olur” dedi.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Yaşlanmayı hızlandıran besinler

Perşembe, Ağustos 5, 2010 10:37

Bu besinlerden uzak durun!

Yaşlanmayı hızlandıran besinler

Cildinizin erken kırışmasına ve nemini kaybetmesine neden olan asitli besinlerden uzak durun…

Şeker: Cilt elastikiyetini azalttığı gibi proteinlerin de yok olmasına neden olan şekerden mümkün olduğunca uzak durun.

Kahve: Kafein; laksatif etkisi nedeniyle sindirime iyi gelse de, diğer yandan aşırı asit üreterek mideye zarar veriyor. Mide rahatsızlıkları ise tenin matlığını ve ışıltısını kaybetmesine neden oluyor. Dr. Jeannette Graf işte bu nedenle günde iki bardak kahveden fazla tüketilmemesini ve mümkünse organik kahve ya da double espresso tercih edilmesini öneriyor.

Alkol: Günde iki kadeh alkollü içki içebilirsiniz, ancak sonrasında soğuk ya da sıcak limonlu su içmeye özen gösterin. Böylece alkol vücudunuza dağılmadan, alkalin ile etkisini azaltabilirsiniz.

Gazlı içecekler: Bir kutu Cola içerisinde çeşitli asitler üreten içeriklerle birlikte, 50 mg. fosforik asit de bulunduruyor. Fosfor ne yazık ki kalsiyum deposu besinlerin yapıcı etkisini yok ediyor. Bu nedenle ciltte lekeler meydana gelirken, kemiklerde ise erime gözleniyor.

İşlenmiş karbonhidrat: İşlenmiş karbonhidratlı besinler ihtiva eden bir beslenme alışkanlığınız varsa, kan şekeriniz sık sık artabilir ve ishal şikâyeti ile doktora başvurabilirsiniz ki her iki rahatsızlık da cilt sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Sibutramin içerikli zayıflama ürünlerine dikkat edin

Çarşamba, Ağustos 4, 2010 8:53

Yetkililer kontrolsüz satılan bazı zayıflama ilaçlarının yüksek dozda Sibutramin maddesi içerebileceğini, zayıflama ilacı seçiminde dikkatli olunması, kronik rahatsızlığı olanların, hamile ve emziren annelerin, 18 yaş altı ve 60 yaş üstü kullanıcıların zayıflama ürünü kullanımında daha dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarmaktadırlar.

Sibütramin nedir

Sibutramin, kilo vermede, verilen kilonun korunmasında ve obezite tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. İlaçlarda, sibutramin hidroklorür monohidrat şeklinde kullanılır. Ticari adı ABD`de Meridia, Avrupa`da ve diğer ülkelerde ise Reductildir. Abbott Laboratuarları tarafından üretilmektedir.

Endikasyonları

Düşük kalorili bir diyetle birlikte kullanılmalıdır. Beden kütle indeksi (BKİ), 30 kg/m2`nin üzerinde olan veya beden kütle indeksi 27 kg/m2`nin üzerinde olan hastalarda hipertansiyon, diyabet, dislipidemi gibi ek risk faktörlerinin varlığında önerilmektedir.

Kontrendikasyonları

Sibutramin hidroklorür monohidrat veya ürünün bileşimindeki diğer bir maddeye karşı bilinen aşırı duyarlılık; büyük oranda yeme bozukluğu geçirmiş olma veya halen taşıyor olma, eş zamanlı monoamin oksidaz inhibitörlerinin (MAOI) kullanımı (sibutramin tedavisine başlamadan en az iki hafta önce MAOI kesilmiş olmalıdır), merkezi etkili diğer zayıflama ilaçlarının eş zamanlı kullanımı ve anorexia nervosa varlığında kontrendikedir.

Uyarılar ve Önlemler

Sibutramin tedavisi ile kalp hızı ve/veya kan basıncı artışları arasında bağlantı vardır. Bu nedenle, tedaviye başlanmadan önce ve sibutramin tedavisi sırasında hastaların kan basıncı ve nabızları düzenli aralıklarla izlenmelidir. Sürekli ve klinik olarak anlamlı kalp hızı ve kan basıncı yüksekliği olan hastalarda sibutramin dozu azaltılmalı veya tedavi kesilmelidir. Sibutramin, yeterince kontrol altında olmayan hipertansiyonlu hastalara dikkatle uygulanmalıdır. Ayrıca sibutramin, koroner arter hastalığı, konjestif kalp yetmezliği, aritmi veya inme geçirmiş olan hastalarda kullanılmamalıdır. Sibutramin dar açılı glokomu olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Sibutramin ile pulmoner hipertansiyon arasında bir bağlantı bulunmamakla birlikte sinir uçlarından seratonin salınmasına neden olan sibutramin etkisinden farklı bir mekanizma sergileyen bazı merkezi etkili zayıflama ajanları ile seyrek ama fatal bir hastalık olan pulmoner hipertansiyon arasında bağlantı vardır. Epilepsi hastalarında dikkatle kullanılmalıdır. Şiddetli renal yetmezlik veya hepatik disfonksiyonu olan hastalarda sistematik çalışmalar yapılmadığından, bu grup hastalarda sibutramin kullanılmamalıdır. Nedensel bir ilişki kurulmamış olmakla birlikte kanamaya eğilimi olan hastalarda hemostaz veya trombosit fonksiyonunu etkilediği bilinen ilaçları eş zamanlı olarak kullanan hastalarda dikkatli olunması önerilir. Sibutramin tedavisine başlamadan en az iki hafta önce MAOI tedavisi kesilmiş olmalıdır. Sibutramin, nöbet geçirmiş olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Kilo kaybı, safra taşı oluşumuna neden olmakta veya safra kesesi taşı oluşumunu şiddetlendirmektedir. Sibutramin ile tedaviden önce, tedavi edilmeyen hipotiroidizm gibi obezitenin organik nedenleri ortadan kaldırılmalıdır. Sibutraminin gebelikteki güvenliliği bilinmemektedir ve bu nedenle sibutraminin hamile hastalarda kullanılması önerilmemektedir. Hamile kalma potansiyeli olan kadınlar sibutramin kullanırken uygun bir doğum kontrol yöntemi uygulamalıdır. Sibutraminin anne sütüne geçip geçmediği bilinmediğinden emziren hastalara sibutramin verilmesi önerilmemektedir.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Pepper Time: Öldüren Zayıflama Hapı

Salı, Ağustos 3, 2010 17:05

Kaynak: Milliyet Haber / Öldüren Zayıflama İlacı İnternette

Pepper Time ve Benzeri Sahte ve Çin’den İthal Zayıflama Hapları Öldürüyor!

Kastamonu’nun Çatalzeytin ilçesinde yaklaşık 2 ay önce karın ağrısı, ishal ve kusma şikayetleri sonrası tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden 23 yaşındaki Nilay Dinçer’in kullandığı “Pepper Time” (kırmızı biber hapı) isimli zayıflama ilacı, Sağlık Bakanlığı tarafından toplatıldı.

Edinilen bilgiye göre, evli ve bir çocuk annesi Nilay Dinçer’in rahatsızlanarak özel bir hastanede tedavi altına alınması ve bir süre sonra da hayatını kaybetmesi üzerine inceleme başlatan Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğü, hastanın teşhis, tedavi ve ölümü sürecini mercek altına aldı.

Pepper Time
Pepper Time

Bu arada soruşturma başlatan Sağlık Bakanlığı da genç kadının hastaneye başvurduğu andan itibaren kullandığı ilaçlar, yapılan tetkikler ve düzenlenen raporları İl Sağlık Müdürlüğünden talep etti. Genç kadının yapılan tahlillerinde bağırsaklarının tahrip olduğu bilgisine ulaşan yetkililer, Dinçer’in bir süre önce zayıflama hapı kullandığı bilgisine ulaşarak söz konusu ilaçla ilgili çalışma başlattı.

Yapılan inceleme sonrası Dinçer’in kullandığı “Pepper Time” (kırmızı biber hapı) isimli zayıflama ilacının “sibutramin” etken maddesi içerdiği belirlendi. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı Türkiye genelinde tüm eczanelerde satışı yapılan ilacı toplattı.

-”GEREKLİ RAPORU SAĞLIK BAKANLIĞINA GÖNDERDİK”-

Kastamonu İl Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Öztürk AA muhabirine yaptığı açıklamada, olayla ilgili başlatılan soruşturma çerçevesinde Nilay Dinçer ile ilgili tüm tetkik ve raporların Sağlık Bakanlığına gönderildiğini söyledi.

Hastanın kullandığı zayıflama ilacıyla ilgili bakanlığın çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Öztürk, “Şu an için Nilay Dinçer’in ölüm sebebinin bu ya da başka bir ilaçtan olduğunu söylemememiz kesinlikle mümkün değil” dedi.

-UYARI: “SİBUTRAMİN” ETKEN MADDESİ İÇEREN 9 İLAÇ DAHA PİYASADA-

Öte yandan Sağlık Bakanlığı yetkilileri, şu anda piyasada bulunan zayıflama ilaçlarından sadece birinin ruhsatlı olduğunu, bunun dışında ilaca benzeyen 3 ayrı markanın da ara ürün olarak satıldığını bildirdi.

Daha önce izin verilmiş bazı zayıflama ilaçlarının “sibutramin” etken maddesi içerdiği için bir süre önce ruhsatlarının askıya alındığını belirten yetkililer, söz konusu ilaçların bu nedenle piyasada bulunmadığı bilgisini verdi.

Yetkililer, yapılan incelemelerde piyasada Tarım ve Köyişleri Bakanlığının onayı ile satılan 9 çeşit ürünün de incelemeye alındığını bildirerek, söz konusu zayıflama ilaçlarında da “sibutramin” etken maddesine rastlanıldığının altını çizdi. Bu ilaçlardan ikisinin halk arasında “biber hapı” olarak bilinen zayıflama kapsüllerinden olduğunu vurgulayan Sağlık Bakanlığı yetkilileri, bu hapların zararları konusunda Tarım ve Köyişleri Bakanlığını da uyardı.

Bu arada çoğunluğu Çin malı olduğu bildirilen zayıflama haplarının halen birçok eczanede satıldığı saptandı.

-TOPLATILAN İLAÇ İNTERNETTEN SATILIYOR-

Öte yandan Sağlık Bakanlığının toplattığı ve dağıtımını yasakladığı zayıflama ilacı “Pepper Time”ın halen bazı internet sitelerinde satıldığı belirlendi.

AA muhabirinin yaptığı araştırmada, birçok internet sitesi üzerinden serbestçe satılan zayıflama ilacının sipariş üzerine kutusu 49 liradan istenilen adrese gönderildiği ortaya çıktı. “İster zayıflayın, ister ideal kilonuzu koruyun” sloganıyla satılan ilaçla ilgili bazı kullanıcıların olumlu sonuçlar aldığına dair yazdıkları yorumlar da dikkat çekti.

Orjinal Red Pepper Satış Sitesi : http://www.kirmizibiberhapi.com.tr

Popularity: 2%

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Havuç : Afrodizyak etkisi var

Salı, Ağustos 3, 2010 11:13

Havucu bol bol tüketin, sağlığınızı koruyun!

Afrodizyak etkisi var

Havucun çiğneyerek yenilmesinde her bir ısırılmada beynimize farklı mesajlar iletildiği belirtildi. Havuç, ısırılırken, ön dişlerle kopartılırken, azı dişlerde çiğnenirken hem dil, hem diş hem damak üzerindeki birbirinden farklı akupunkturel noktalar yoluyla beyindeki iletişimlere katkı sağlıyor. Havucu ön dişlerle koparırken akupunkturel uyarı kalbe fayda sağlarken yan dişlerle çiğnendiğinde kalın bağırsaklara fayda sağlıyor.

Akupunktur Uzmanı Dr. İsmail Maraş, havucu azı dişleriyle çiğnediğimizde bel ağrılarına olumlu etki ettiğini söyledi. Dr. Maraş, ağızda iki taraflı çiğnediğimiz zaman vücudun, sindirim, dolaşım, boşaltım gibi tüm sistemlerine yönelik uyarılar da dişlerdeki akupunkturel noktalar sayesinde gerçekleşiyor” dedi.

Dr. Maraş, dişlerdeki bu tür akupunkturel noktaların uyarılmasının fındık, leblebi, badem gibi sert yemişlerin ısırılmasıyla da sağlandığına dikkat çekti. Dr. Maraş, havucun çiğnenerek yenmesinin diğer faydaları hakkında da şu açıklamalarda bulundu: “Havucun çiğnenerek yenmesiyle ayrıca diş etleri güçleniyor, diş kanamaları azalıyor, koku ve tat merkezleri uyarılıyor ve gelişiyor. Havuç, karaciğerde yağlanmayı azaltıyor. Havucu çiğneyerek yemek varislerin azalmasına, hemoroidin azalmasına katkı sağlıyor.

Bütün bunlar dişimizdeki değişik akupunktur noktalarının uyarılmasıyla yapılmış oluyor. Hepsinden ayrı olarak dişlerin beyazlaması konusunda da havuç doğal mekanik temizleme sağlayan bir besin oluyor. Çiğneme esnasında besinler, mide için öğütülürken aynı zamanda diş, damak ve dildeki akupunkturel noktalarla öğütülen besin hakkında (Genetik yapısı, vitamini, minerali gibi özellikleri) beyne sürekli besin kodlu değişik mesajlar gönderilmiş oluyor.”

Akciğer kanserine karşı en etkili besinlerden birinin havuç olduğunu anlatan Maraş, şunları söyledi: “Menopoz sonrası dönemi kolay atlatmada en etkili besinlerden biridir. Kalbin en iyi dostlarından biridir. Kolesterol düşürmede ilk akla gelmesi gereken besinlerdendir. Vücudun gıda zehirlenmelerine karşı direnç göstermesine sebep olur. İçindeki lif oranı sebebiyle sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı olur. Kabızlığa iyi gelir. Kaynatılıp suyu içildiğinde de ishale karşı iyi gelir. Sindirimi kolaylaştırır. Gaz giderir. İdrar söktürür. Adet günlerinde sancıyı azaltır. Afrodizyak etkisi vardır.”

Şeker hastalarının yüzde 80′inin rahatlıkla havuç yiyebileceği belirtildi. Çünkü, şeker hastalarının genellikle çoğunun şekeri 200′den aşağı olanlardır. Diğer kimseler havucu gün aşırı birer tane yiyorsa, şeker hastası da kendi oranına göre yarım veya çeyrek havuç yiyebilir.

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Bakteriler protein zengini gıdaları tercih ediyor

Pazartesi, Ağustos 2, 2010 11:03

Besin zehirlenmesine yol açan bakterilerin üremek için et, süt, tavuk, yumurta gibi besinleri seçiyor.

Bakteriler protein zengini gıdaları tercih ediyor

Besin zehirlenmesine yol açan bakterilerin üremek için et, süt, tavuk, yumurta gibi proteince zengin besinleri tercih ettikleri bildirildi.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hande Aydemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, toplum sağlığını yakından ilgilendiren besin zehirlenmelerinin bir mikroorganizma veya buna ait toksinle bulaşan gıdanın yenmesinin ardından ortaya çıktığını söyledi.

Kuluçka dönemleri besin zehirlenmelerine neden olan mikroorganizmaların türüne göre 1 ile 72 saat arasında değişkenlik gösterdiğini, ilk ortaya çıkan yakınmaların ise ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı, karında kramp gibi etkenler olduğunu anlatan Aydemir, şöyle konuştu:

”Gıda zehirlenmeleri herkeste görülse de bebek, çocuk, yaşlı ve gebeler daha duyarlıdır. Genellikle hafif seyirli, kendiliğinden iyileşen hastalıklar olmasına rağmen bazı durumlarda besin türü ve hastaya ait çeşitli faktörlere bağlı ağır seyredebiliyor, hatta ölümcül olabiliyor. Besin zehirlenmelerinin büyük çoğunluğunu bakteriler oluşturmakta. Besin zehirlenmelerine yol açan bakteriler üremek için et, süt, tavuk, yumurta gibi proteince zengin besinleri tercih ediyor. Daha çok oda ısısı, yüksek sıcaklık ve nemli ortamlarda çoğalma eğilimi gösterirler. Besinleri dondurma işlemi bakterileri öldürmez. Kaynatma ile bakterilerin birçoğu ölmesine rağmen sporları ve toksinleri yok edilmeyebilir.”

KULUÇKA DÖNEMİ
Bakterilerle oluşan besin zehirlenmelerinin sık görülenlerinden birinin stafilokok bakterisine bağlı olduğunu belirten Aydemir, şöyle devam etti:

”Bu bakteri, şeker ve tuz içeren salam, kremalı yiyecekler, mayonezli salatalar gibi besinlerin içinde yer alır. Bakteri, besin üzerinde toksin oluşturur. Bu toksinin besinle birlikte alınmasıyla hastalık ortaya çıkar. Kuluçka dönemi çok kısa olduğundan besinin yenilmesinden 1-6 saat içinde bulantı ve kusmanın hakim olduğu hastalık başlar. Bacillus cereus adı verilen bakteri de pilav, süt tozu, puding ve kurutulmuş sebzelerde yer alır. Kısa kuluçka dönemi hastalıkta bulantı ve kusma, uzun kuluçka dönemli hastalıkta ise sulu ishal ön plandadır.”

GIDA ZEHİRLENMELERİNE ETKEN BAKTERİ TÜRLERİ

‘Turist ishali’ de denilen daha çok seyahat edenlerde görülen gıda zehirlenmesini ”Enterotoksijenik Escherichia Coli” adındaki bakterinin meydana getirdiğini bildiren Aydemir, şunları söyledi:

”Salmonella bakterisi enfeksiyonları et, süt, yumurta gibi hayvan kaynaklı ürünlerle bulaşır. İshal, yüksek ateş, bulantı, kusma gibi şikayetler olabilir. Hastalık genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden geçer. Shigella da daha çok yüksek ateşle birlikte kanlı ishalle seyreder. Bu da çeşitli gıdalarla insanlara geçmektedir. Clostridium botulinum da toksiniyle besin zehirlenmesi yapan bir başka bakteridir. Zamanında tedavi edilmediğinde ölümcül olabilmektedir. Bu bakteri genellikle evde yapılan konserve türü yiyeceklerle bulaşır.”

BESİN ZEHİRLENMELERİNDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ
Mikrobik besin zehirlenmelerinin çoğunda tedavi gerekmediğini, ancak bulantı, kusma, ishali uzayan, fazla miktarda sıvı ve mineral kaybı olanlarda destek tedavisine ihtiyaç olduğunu ifade eden Aydemir, şöyle dedi:

”İshal kesen ilaçlar, bağırsak sistemiyle ilgili önemli başka sorunlar oluşturabileceği için kullanılmamalıdır. Besin zehirlenmelerinden korunmak için kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmeli, eller sık aralıklarla bol su ve sabunla sebze ve meyveler bol temiz suda yıkanmalı. Yemekler yüksek ısıda iyi pişirilmei, hemen tüketilmeyecekse buzdolabında saklanmalı, birden fazla sayıda ısıtılmamalı ve kapların ağızları kapatılarak zararlı maddelerin bulaşması önlenmeli. Et, tavuk, balık gibi gıdalar iyi pişmiş olarak tüketilmeli, alınan ürünlerin son kullanma tarihine dikkat edilmelidir. Pastörize edilmiş süt ve süt ürünleri tercih edilmeli, ambalajı bozulmuş konserve türü yiyeceklerden sakınılmalıdır.”

Popularity: unranked

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)